Yalnızlaştırılan Çalışkanlar ve Kazanmanın Mecburiyeti ⚔️
Bir Sahne 🎬

Geçenlerde aklıma takılan bir sahne gördüm.
Yaşlı bir adam, genç bir bilgi işlemciyi itip kakıyordu. Birkaç saniyelik bir görüntüydü belki. Ekrandan geçip gidecek, sonra da unutulacak türden bir şey.
Ama bende öyle olmadı.
Çünkü o sahne bana yalnızca bir adamın başka bir adama kaba davranmasını göstermedi. Daha büyük bir şeyi gösterdi. Bu ülkede değer üreten, işini yapmaya çalışan, sistemin yükünü taşıyan insanların nasıl kolayca itilip kakılabildiğini gösterdi.
Bir yanda gücü, yaşı, makamı, sesi ya da çevresiyle kendini üstün görenler var. Diğer yanda işi bilen, emek veren, çözüm üreten ama çoğu zaman yalnız bırakılan insanlar.
Ve nedense ikinci taraftakilerden hep daha fazla sabır bekleniyor.
Daha çok susmaları, daha çok idare etmeleri, daha çok anlayış göstermeleri isteniyor. Sanki çalışkan olmak, odaklı olmak, işini ciddiye almak insanı doğal olarak ezilmeye razı hale getirmeliymiş gibi.
Ben artık bu tabloya başka türlü bakıyorum.
Saptama 🧠

İnsan bunu uzaktan izleyince şöyle bir yere geliyor.
Kendi adıma da şunu fark ettim:
Çalışkan ve odaklı insanlar bu düzende kullanılıyor sömürülüyor. Bu sömürü daha kolay olsun diye yalnızlaştırılıyor. İçe dönük ve bu tavır ile de mutlu olan çalışkan insanları dışa dönükler sosyallikten uzak tutmaya ve doğal olmayan bir topluluğun zoraki parçası yamaya gayret gösteriyorlar. Oysa herkes kendi gibi kişilerle mutlu oluyor bu bir gerçek...
Ben içe dönük ve çalışkan insanların gündemlerinde kazanmak düşüncesini daha çok tutması gerektiğini düşünüyorum. Zira kazanmak yalnızca çalışmak ile olmuyor. Kazanmak olmaz ise de dopamin olmuyor, öğrenme olmuyor gelişim olmuyor. Literal anlamda kazanmak çok güçlü anlamı olan bir şey.
Kendi Hesaplaşmam 🔍

Uzun süre dünya denen bu yaşam alanını anlamaya çalıştım, dinledim, okudum, izledim, bekledim. Bir yerden sonra kendime şunu söylemek zorunda kaldım:
Kazanmak ilmini öğrenmek lazım. Kazanan olma sanatını, kazanmak bilimini... Bunu artık kenardan köşeden bakılan bir mesele gibi değil, rehber kitap gibi elimde taşınacak bir şey olarak görmek gerekiyor.
Dünyayı onca zaman keşfettik. Yeter.
Alim denen lavukları da dinledik, bilimden dem vuran özentileri de. “Geçer kural neyse öğrenelim, ona uyalım” dedik. Ustanın lafına baktık, doktorun lafına baktık, öğretmenin lafına baktık, dostun lafına baktık. hiç biri içtenlik ve dürüstlük ile yaklaşmıyor, önemsemiyordu. Bu yüzden hiç kimsenin lafına yaslanamazsın.
Ne ustanın.
Ne doktorun.
Ne öğretmenin.
Ne dostunun.
Çünkü herkes kendi güç savaşının içinde. Ve çoğu zaman seni de o savaşın bir parçası olarak görüyor. Bazen açıkça rakip görüyor, bazen de farkında olmadan seni kendi düzeninin bir kenarına sıkıştırıyor.
Bunu unutmamalı.
Ben unuttum. Ve kaybeden oldum.
Buradaki kaybetmek yalnızca para kaybetmek, iş kaybetmek, fırsat kaçırmak değil. Daha kötüsü var: insanın kendi enerjisini, atılganlığını, kendine güvenini kaybetmesi.
Bir hüsran geliyor, insanın üstüne çöküyor. Sonra bir başkası. Sonra bir başkası. Ama şu var hüsran oluyor ama experience point de kazanmış oluyorsun. Hüsranlara doğru yerden bakabilmek önemli. Hüsranları kolay atlatabilmek gerekli. Yerde kalmamayı öğrenmek. Enerji toplamak. Yeniden davranış üretebilmek. İlk yenilgiyi belki sadece keşif için almalı ve bunu cesurca göğüslemelisin.
Önerme ⚙️

Buradan çıkan önerme şu:
Çalışkan insanların sadece iyi iş yapmaya değil, kazanmaya da odaklanması gerekiyor.
Ve bunu tek başına değil, doğru insanlarla birlikte yapması gerekiyor.
Kazanmanın bir yolu var.
Bir sistemi var.
Bir algoritması var.
Onu çözmek zorundayız.
Bekleyerek, izleyerek, dinleyerek olmuyor. Bir yerden sonra hareket etmek gerekiyor. Kendi ölçünü, kendi yöntemini, kendi güvenilir sistemini kurman gerekiyor.
Asıl Mesele: Sosyalleşme 🤝

Asıl mesele de burada başlıyor:
Çalışkan insanların sosyalleşme sorunu.
Birçok insan işini iyi yapıyor ama insan kuramıyor.
Doğru insanı bulamıyor.
Bağ kuramıyor.
Ve bu, bireysel bir zayıflık değil.
Bu, sistemin ürettiği bir yalnızlık.
Dayanışma meselesi de burada başlıyor.
Çünkü insan bazı şeyleri tek başına başaramaz. Bunu inkâr etmek çocukluk olur. Yoldaşlık diye bir şey var. Bu siyasal bir şey değil. Buddy sözü var mesela onun gibi. Aynı yöne bakan insanlarla yan yana gelmek, yalnızca duygusal bir ihtiyaç değil; pratik bir güçtür.
Ama biz dayanışma beklentisini de zaman zaman budalalığa çevirdik.
Herkese güvenerek.
Herkesi yanımıza alarak.
Herkesi “bizden” sayarak.
Oysa herkes yoldaş değil.
Bazı insanlar yanında yürür gibi yapar ama ağırlık olur. Bazıları seni anlıyor gibi görünür ama kendi konforundan başka bir şey düşünmez. Bazıları da açıkça seni tekleştirmek, köşeye sıkıştırmak, çaresiz bırakmak ister.
Bu yüzden dayanışma, kalabalık toplamak değildir.
Dayanışma, doğru insanı tanımaktır. Aynı ciddiyeti taşıyan, aynı emeğe saygı duyan, aynı yönde yürüyebilen insanı ayırt edebilmektir.
Benim gibi düşünen insanları aramamın sebebi de bu.
Bir kalabalığa karışmak için değil. Birilerinin peşine takılmak için değil. Aynı aşağılanma biçimlerini görmüş, aynı yalnızlığı yaşamış, aynı çalışma ahlakını taşımış insanlarla bağ kurabilmek için.
Çünkü ortada garip bir düzen var.
Çalışkan ve odaklı insanlar çoğu zaman çıkar gruplarının içinde yalnızlaştırılıyor. Gönülsüz ilişkilere, anlamsız hiyerarşilere, kötü niyetli kalabalıklara mahkûm ediliyor. Üreten insan, çoğu zaman ürettiği değerin karşılığını almak yerine, birilerinin kaprisini taşımaya zorlanıyor.
Ben bunu normal kabul etmek istemiyorum.
O HaberTürk’teki sahne bu yüzden aklımda kaldı. Çünkü o genç bilgi işlemci yalnızca kendisi değildi. O sahne, bu ülkede işini yapan birçok insanın hâlini anlatıyordu.
İtilip kakılan yalnızca bir kişi değildi.
İtilip kakılan, işini ciddiye alan insandı.
Ders 📌

Ve artık buradan çıkarılacak ders şu olmalı:
Sadece haklı olmak yetmez.
Sadece çalışkan olmak yetmez.
Sadece iyi niyetli olmak yetmez.
Kazanmayı öğrenmek gerekir.
Kendi sistemini kurmak gerekir.
Kimle yan yana duracağını bilmek gerekir.
Kimden uzak duracağını bilmek gerekir.
Hangi oyuna girmeyeceğini, hangi oyunu kuracağını bilmek gerekir.
Ben artık başkalarının oyununda figüran olmak istemiyorum.
Kazanmak dışarıdan gelecek bir nasihat değil. İçeride kurulacak bir sistem.
O sistemi kurmadığın sürece, başkalarının kurduğu düzende yerini sana onlar verir.
Benim Yolum 🚀

Ve buradan sonra benim kendi adıma düşündüğüm şeyler var:
Daha seçici olmak.
Daha bilinçli ilişki kurmak.
Aynı ciddiyeti taşımayan insanlarla mesafe koymak.
Kazanmayı bir refleks haline getirmek.
Ve en önemlisi:
Doğru insanları bulduğumda onları kaybetmemek.
Çünkü mesele yalnızca kazanmak değil.
Mesele, birlikte kazanabileceğin insanları bulmak.
Ben artık başkalarının oyununda figüran olmak istemiyorum.
Kendi oyununun peşine düşen insanlarla aynı sahnede olmak istiyorum.